Silivri Proje Ofisi

Danışmanlık - Proje Yönetimi - Tasarım - Eğitim Hizmetleri

Firmamız; Kurumsal Ar-Ge Danışmanlığı, Yalın Üretim, Proje Yönetimi ve Proje Danışmanlığı, TUBİTAK / KOSGEB Projeleri, Süreç Yönetimi, Kalite Sistemi, Yurtiçi / Yurtdışı Belgelendirme hizmetleri konusunda uzmandır.

Ar-Ge’ niz Kaçıncı Jenerasyon -2-

Ar-Ge Yönetimi, yıllar boyunca ayrık bir yapı ve görünümden merkeze daha bağlı ve komplex bir yapıya doğru değişiklik göstermiştir. Bir önceki yazımda bir zaman skalasına bağlı olarak Ar-Ge Bölümü ile ilgili sınıflandırma ve tanımlamalar detaylı bir şekilde anlatılmıştı. Bu ayki yazımda ise, Ar-Ge ortamları hakkında daha dinamik ve birleştirici bir şekilde yönetimsel yaklaşımlar ve şirketlerin verdiği tepkiler anlatılacaktır. 

Ar-Ge süreçlerini yönetmek, firmalar için çeşitli stratejik, operasyonel, metodolojik zorluklar içermektedir. Geleneksel olarak, Ar-Ge üzerinde harcama yapan şirketler rekabetçilik ile ilgili bir gösterge olarak iş analistleri tarafından kullanılmıştı, bu durumda birinci jenerasyon Ar-Ge kapsamında değerlendirilebilir. Bununla birlikte, birçok şirket ticari olarak başarılı ürünlere yönelmiş olsa da bu durum teknolojik olarak herhangi bir gelişme sağlamadı. Tabii ki daha az Ar-Ge harcaması daha fazla benimsenmeye başladı, çünkü hızlı ve verimli bir şekilde pazarın ihtiyacını karşılayacak ürünlere yönelik çalışmak daha çok benimsendi. Ancak, Ar-Ge Bölümü ve Ar-Ge süreçlerinin yönetilmesinde çeşitli zorluklar olmasına rağmen, bazı konular tamamen temelde kalmıştır ve diğer başka konular yükselmiştir.  


Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi; Yandaki Şekil her bir jenerasyonun karakteristiksel olarak farklılaşmasını belirtir. Yıllar boyunca gelişim dünyada teknolojiye yönelik yatırımları artırmasını sağlamıştır. Günümüzde, çeşitli endüstriler ve şirketler belirli tepkiler ve yaklaşımlar ile geçmişteki ve gelecekteki durumunu da belirler. 

Ar-Ge’ nin birinci jenerasyonu ile ilgili şirket reaksiyonları, genellikle, şirketin araştırma laboratuarları ve teknolojik gelişmeye yönelik laboratuarları ve dolayısıyla bilimsel gelişmeleri teşvik etmeye yönelik çalışmalara yönelmek şeklinde olmuştur. 

Ar-Ge’ nin ikinci jenerasyonunun karakteristiği genellikle iş birimleri içine Ar-Ge çalışmasını dâhil etmekle sonuçlanmıştır. Fikirler piyasadan toplanmış, firma içinde yer alan müşteriler sayesinde pazara daha yakın bir pozisyon alınmıştır. Ayrıca, verimliliği artırmak için, Ar-Ge üçüncü nesil özellikleri portföyü ve proje yönetim teknikleri ve yapısal tasarım yöntemlerini tanıtmak sayesinde Ar-Ge projeleri sayesinde daha da güçlü bir odaklanma sağlandı. Sonuçta uzun vadeli stratejiler değerlendirildi ve proje seçimlerinin sonuçlarının değerlendirilmesi yapılması şeklinde gelişimler sağlanmıştır ve piyasa ile Ar-Ge fonksiyonun entegrasyonu tamamen sağlandı. 

Ar-Ge’ nin dördüncü jenerasyonu içinde, yol gösterici müşteriler, paralel etkinlikler ve geliştirme çabaları arttı ve çapraz fonksiyonelleşmenin artması için çalışmalar arttı ve tedarikçi konsepti artık belirli bir zemine oturdu. Sonuç olarak, Ar-Ge’ nin beşinci jenerasyonu, sınırları aşan ittifak stratejisi üzerine kurulmuştur, hem araştırma ve hem de geliştirme konusunda şirket iletişimi sağlandı. 

Entegrasyon ikilemi, sistemlerin ve süreçlerin entegrasyonunu da içeren etkili ve tutarlı bir bütüne ulaşmak için açıkça bellidir. Araştırma ve geliştirme arasındaki ayrımın bir eğilimi belirsizliği azaltmak ve Ar-Ge süreçlerinin entegrasyonu ve yönetilmesine bağlı olarak hız kazanmak amaçlıdır. Daha etkin Ar-Ge genellikle temel yönetim sürecini geliştirmeye zaman ayırmakla ilgilidir. Ancak, özellikle bugünkü ön koşullar altında, araştırma ve geliştirme arasındaki etkileşimin sınırlı bir araştırma olmuştur. 

Teknolojik gelişme ve ürün geliştirmenin entegrasyonu, Ar-Ge’ nin ilk beş jenerasyonu boyunca olabilir, ama onun önemi ve güncelliği artan zaman baskısı, daha yüksek hassasiyet ihtiyacı ve günümüzdeki sistem entegrasyonu içeriğinde sonraki jenerasyonlar esnasında artmıştır. Bu nedenle, teknolojik gelişim ve ürün geliştirme arasındaki bu iyi işleyen etkileşimin sonuçları şu şekilde olmaktadır; 

• Teslim zamanındaki duyarlılık artar, 
• Pazara sunulan ürünlerin kalitesi yükselir, 
• Araştırma - Geliştirme maliyeti düşer, 
• Genel iş stratejisiyle uyumlu olarak rekabet avantajı için bir temel teşkil eder. 

Bu yazımda Altıncı Jenerasyon Ar-Ge uygulamalarına yönelik literatür taramasının özeti yer almaktadır. Tabii ki bu jenerasyon; aynı zamanda araştırma ve geliştirme, yönetim, teknolojik gelişme, ürün geliştirme, şirket içi ve şirket dışı ve hatta global işbirliği, jenerasyon ve hatta evrimleşme, radikal ve artımsal inovasyon gibi daha nice kavramın da içinde olduğu pek çok unsurun yer aldığı bir jenerasyon olarak ortaya çıkmaktadır. Zamansal çerçeve 1950’ lerin ilk yıllarından 2000’ li yılların sonuna kadar daha çok Avrupa, Japonya ve ABD temelinde eğilim göstermekte iken son yıllarda Çin ve Hindistan gibi uzak doğu Asya ülkelerinin de bu yarışa katıldığı gerçektir. 

Beş belirli Ar-Ge nesli boyunca, Ar-Ge’ nin karmaşıklığı sürekli genişlemiştir. Bu karmaşıklığın önde gelen maddeleri; birlikte çalışabilirlik, endüstriyel tasarım, çevresel faktörler, üretilebilirlik ve pazara çıkış sonrası hususlardır ve geleneksel Ar-Ge departmanları dışında pazarlama ve üretim fonksiyonları gibi aktörlerle etkileşim, tedarikçiler, rakipler ve distribütörler önemlidir. 

Büyük teknolojik yatırımlar ve rasyonel uzmanlaşma ise, ürün ve teknolojinin karmaşıklığı ile artar ve yeni teknolojinin verimli ve etkili bir şekilde ticarileşmesi geri dönüş oranı talepleri ve yaşanacak gecikmelerin maliyeti ile doğru orantılıdır. Bu nedenle, artan karmaşıklık çeşitli meydan okumalarla karşı karşıya kalır ve Ar-Ge yönetimi mecburen yeni tanımlanabilir bir jenerasyonla sonuçlanan yeni çalışma metotlarına hazırlanır. Ancak bu evrimin dışında, daha radikal bir değişim, Ar-Ge yönetiminin altıncı jenerasyonunu karakterize etmek için tahmin edilir. Bunlardan biri, araştırma ve geliştirmenin sadece araştırma kısmına doğru yeniden odaklanır. Şirketlerin araştırma laboratuarları daha çok ön plana çıkmıştır. 

Toplam üretim payı içinde yüksek ve orta yüksek teknolojik üretimin toplamı % 65’ e yaklaşmaktadır. Son yıllarda bu tip ürünlerin ortaya çıkarılmasını takiben üretimlerinin farklı ülkelerde ( fason ülkeler ) yapılması daha ucuz üretimin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Türkiye olarak bizim de aslında yapmamız gereken budur. Ancak ülkemizdeki bir diğer problem işsizlik ve gelir dağılımındaki problemlerdir. Dolayısıyla biz kendi teknolojimizi kendimiz ortaya çıkarırken aynı zamanda üretimimizi de kendi topraklarımızda yapmak zorundayız. 

Bunun dışında, teknolojik tedarik stratejilerinin farklı seçenekleri arasında; kurumsal araştırma laboratuarları, iç kurumsal girişimcilik, teknoloji şirketi satın almak, fikri mülkiyet ( patent veya faydalı model ) satın almak, kurumsal giriş sermayesi, ortak girişimler, bağımsız araştırma grupları da vardır. Bu tip stratejik seçimler; firmanın Ar-Ge yoğunluğuna, sanayi içeriğine ve iş stratejisine göre değişebilir. Multi-teknoloji kavramı, daha geniş bir teknolojik alt yapıyı gerektirir. Şirketlerin ( otomotiv, Telekom sektörlerinde yer alan ) geleneksel ağları bu tip ürünler için yetersizdir. Bunun için yeni ittifaklar ve işbirliği yerine çapraz sınırları kurulmuş ve fonksiyonların daha teknolojik olması gerekmektedir. Buluşa dayalı araştırmaların çoğu kar amacı güden küçük firmaların ağ oluşturmasıyla ortaklıkları sonucu buluşlar yerine, sadece bir firmanın laboratuarının etkisiyle olmayacaktır. Şirketlerin ihtiyacı; dünya çapındaki değişime ayak uydurmak, yetişmek, faydalanmak ve bağlı kalmaktır. Bu da demektir ki, uzun vadede Ar-Ge’ nin araştırma bölümü, geniş bir ekosistemin parçası olacak ve şirket içindeki bağları zayıflayacaktır. Diğer bölümlerin Ar-Ge Bölümünün hızına yetişememesi durumunda ise şirket içinde Ar-Ge’ ye karşı farklı yaklaşımlar olabilecektir. Dünyanın önde gelen firmaları ve sanayi kuruluşları, spesifikasyonları ve ürünlerin pazarlaması işini toplanır ve ortaklaşa geliştirir. Dahası, pek çok diğer geliştirme hedefli ittifaklar oluşturulmuştur. Bu ittifaklardan bazıları; üniversiteler, niş tabanlı ittifaklar, bağımsız serbest çalışanlar, rakiplerden oluşabilir. Altıncı jenerasyon Ar-Ge doğru bu değişim, tüm sektörlerde bu faaliyetleri etkileyen grupların katılımıyla yapılmaktadır. 

Bu nedenle daha önceki Ar-Ge jenerasyonlarında olduğundan daha geniş risk/ödül oranı vardır. Ar-Ge’ nin bu yeni tipiyle birlikte, potansiyel kullanıcılara ya da geliştiricilere doğru araştırma çabaları için aracılık yolunu kullanan yeni fırsatlar ya da şirketler oluşacaktır. Bu dağılmış arabulucular, sektörün bilgi sağlayıcıları ve yeni uygulama alanlarının araştırmacıları olarak, araştırma çabaları için pazarlama kanallarını oluşturacaklardır. Bu Multi teknolojiyi yönetmek ve çoklu proje ağını yönetmek zor bir görev olacaktır. Özetle söylemek gerekirse, Ar-Ge Yönetiminin altıncı jenerasyonu; araştırma bölümüne yeniden odaklanmak, gerekli bağlantılarla yetenekleri büyütmek ve geliştirmek, yüksek teknolojiye sahip araştırma ağına bağlanmaktan geçmektedir. Yani buluşların takibi; diğer organizasyonel yaklaşımlar ve arenadaki yeni oyuncuların katılımıyla olacaktır. 

Ar-Ge jenerasyonları kavramı farklı bir terimdir. Özellikle pek çok şirket bu jenerasyonların karışımından oluştuğu ve endüstri kesimi, şirket yaşı, araştırma yoğunluğu, mevzuat talepleri, müşteri talepleri gibi unsurlara bağlı tepkilerin çok zor olduğu şirketlerde. Ar-Ge ile ilgili deneyimler; artısı ile ve eksisi ile farklı yönetimsel yaklaşımların evrimini oluşturur. Ar-Ge Bölümleri özellikle çok az müdahale edilmesi gereken ve çok az değişikliğe uğraması gereken bölüm olarak ön plana çıkmalıdır ki, bu tip evrimleri zaman içinde yaşayabilsin. Ar-Ge Yönetimleri diğer bölümlerle arasında ortak bir dil geliştirir ve bu dil ile konuşur. Bu dilden anlamayanların yaklaşımları farklı olabilir. Bunu umursamak yerinde olmaz. 

Tüm bu tanımlamaların yanında Ar-Ge Çalışmaları üç farklı bölüme ayrıldığında temel araştırma tanımı OECD’ nin Frascati Kılavuzunda şu şekilde belirtilmiştir; “ Temel Araştırma; görünürde özel bir herhangi veya kullanımı bulunmayan ve öncelikle olgu ve gözlemlenebilir olayların temellerine ait yeni bilgiler elde etmek için yürütülen deneysel ve teorik çalışmalardır. Temel araştırma, hipotes, teori veya yasaları formüle etmek ve test etmek amacıyla özellikleri, yapıları ve ilişkileri analiz eder. Araştırma sırasında veya tarama soru formlarını yanıtlarken gerçekleştirici sonuçların gerçekteki uygulamalarını bilemeyeceğinden, temel araştırmanın tanımında geçen “ görünürde özel bir uygulaması bulunmayan “ ifadesi kritik önem taşımaktadır. Temel araştırma sonuçları genellikle satılmaz, bilimsel dergilerde yayımlanır veya ilgilenen meslektaşlara dağıtılır. Temel araştırma bazen güvenlik nedeniyle “ gizli “ ilan edilebilir. “ 

Kaynaklar: D. Nobelius, “ Towards the sixth generation of R&D management “, International Journal of Project Management, 2004 Frascati Kılavuzu, 

Araştırma ve Deneysel Geliştirme Taramaları için Önerilen Standart Uygulama, OECD Yayınları, 2002  

 Dr. Mak. Yük. Müh. Süleyman TOKAY

Hizmetler

Kurumsal Ar-Ge Yönetimi 
Proje Yönetimi 
Süreç Yönetimi 
İş Metod Etüdü uygulamaları 
MTM Standart Zaman Uygulamaları 
TUBİTAK / KOSGEB Projeleri 
AB Projeleri, Dernekler Dairesi Projeleri

Sosyal İletişim

Facebook Twitter Linkedin Youtube


Bizi Sosyal Medyada Takip edin.




İletişim

Piri Mehmet Paşa Mah. Piri Paşa Sok. No:8  
Ziya Aslan İş Hanı No:50  
Silivri İSTANBUL  

Tel: 0 532 548 1473  

www.silivriprojeofisi.com  
info@silivriprojeofisi.com